Time: 2:48

Dr. Nurçin İncirli

 

Nurcin incirli6

 

 

 

“Bir değil on bin evlat sevgisi barındırabilecek kadar büyük bir yüreği var.”

 

Sosyal medyada Dr. Nurçin İncirli’nin mesleği ile ilgili sorunları dile getirirken ağladığı videosunu izlerken çok etkilendim. Günlük yaşamı ile ilgili benimle röportaj yapar mı diye sormak için kendisine ulaşmam hiç zor olmadı. Evladı ile geçireceği zamanın bir bölümünü bana ayırıp teklifimi kabul ettiği için mutluydum. Keşke oğlu ile gelse diye düşünürken arabadan oğlu Alp’le inişini gördüm. Sorumluluğu bu kadar ağır bir meslek sahibi için öylesine hassas ve kırılgan görünüyor ki. Onca canın sorumluluğunu taşımak için bu omuzlar fazla narin diye düşünüyorum. 

Konuşmaya, dört yaşındayken annesiyle gittiği kuaförde saç açıcı içip, hastanede geçirdiği yirmi dört saatin ardından nasıl doktor olmaya karar verdiğini anlatmasıyla başlıyoruz. Ölüm tehlikesi geçiren oğlunun iki kez kalbinin durması ve onu nasıl hayata geri döndürdüğünü anlatmasına kadar da konuşmaya devam ediyoruz. Çünkü o andan sonrasında ben ne sorularımı hatırlıyorum nede bana anlattıklarını yazabiliyorum.

 

Sosyal medyada yayınlanan videoyu izlemeyenler için kısaca videonun konusunu anlatmak istiyorum. İncirli 2006 yılında çocuk hekimi olarak adaya gelmiş, çocuk hekimine ihtiyaç olmadığı için acil serviste göreve başlamış. Çocuk acil servisinde çalışmayı umarken kendini yetişkin acil servisinde bulmuş. Videoda 6 yıl boyunca acilde çalışmış olmaktan ne kadar yıprandığını anlatıyor. Hastanede hastalara imkansızlıklar yüzünden gerekli tetkikler yapılamadığında yaşadığını üzüntüyü anlatıyor ve tamda bu sırada gözyaşlarına hakim olamıyor. “Hastaneler bizim evimizdir.” diye ekliyor sözlerine. “Hastama karşı, ebeveynime karşı sorumluyum, alnımızın akıyla bu işi yapabilmemiz için yetkililerin bize yardımcı olması gerekir.” diye bitiriyor cümlesini.

Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurçin İncirli, Lefkoşa doğumlu.  Dört yaşında annesiyle kuaföre giden ve yanlışlıkla hidrojen peroksit (saç açıcısı) içen İncirli, 24 saatini hastanede geçirmiş. Dört yaşında yaşadıklarını “O gün doktor olmaya karar verdim. Hastanedeki personelin ilgisine hayranlık duydum. Bende doktor olmalıyım dedim” diye anlatıyor.

İstanbul Çapa Tıp Fakültesini mezunu, Cerrah Paşa Çocuk Sağlığı Hastalıkları bölümündeyse ihtisasını tamamlamış.  “Harcanacak en güzel emek çocuklar için olmalı.” diyerek çocuk doktoru olmayı tercih etmiş.

Biz konuşurken etraftaki tüm çocukların çekim merkezi haline geliyoruz.  Masaya gelen çocuklarla ilgileniyor. Çocuklarla konuşurken sesinden ve davranışlarından onlara olan sevgisini görmek mümkün.

 

Hayata tekrar başlasınız yine bu mesleği seçer misiniz?

“Kesinlikle evet. Hayatımda en çok sevdiğim şey çocuklar, o kadar temizler ki onlara yardım etmek çok çok farklı ve güzel bir duydu.  Geriye dönsem yine çocuklar üzerine çalışmayı tercih eder ve çocuk doktoru olurdum.”

 

Anne olduktan sonra hastalarınızın ebeveynlerine olan bakışınız değişti mi?

“Bütün annelere ön yargılı olmaktan vazgeçtim. Ben anladım ki hiçbir şey bilmiyorum ve bir çocuk hiç kitaplarda öğrendiğim gibi değildir. Çünkü oğlumun doğumunun ardından çocuk sağlığı ve hastalıkları bilim dalını tekrar öğrendim.”

 

“Anne olmak tek başına zor ve siz üstelik doktorsunuz.” diyorum, sevgiyle oğluna bakıyor. Bakışından sesinin tonuna kadar oğluna olan tavrında özlemi görünüyor. Ama masaya gelen diğer çocuklara tavrını görseniz, tüm çocukların annesi sanki O sanırsınız. Bir değil on bin evlat sevgisi barındırabilecek kadar büyük bir yüreği var.

“Evet anne olmak zordur. Çok zor ama hakkıyla anneliğimi yapamıyorum. Mesleğim tüm vaktimi alıyor. Oğluma ayırabildiğim vakit çok kısa. Oğlumla geçirdiğim zamanım ise çok kaliteli geçiyor. Önemli olanda birlikte geçirdiğimiz zaman dilimini doğru değerlendirmek ve kaliteli zaman geçirmektir.” diye tamamlıyor cümlesini. Kendi çocuğundan daha fazla başka çocuklarla birlikte olan bir annesiniz, bu size ne hissettiriyor diye sormayı düşünüyorum, soramıyorum. Masaya gelen iki yaşlarındaki çocuk ile oynuyor, bense masadaki mutluluğun, anın keyfini çıkarıyorum. Ve kaldığı yerden ediyor;

“Vicdan azabı duyduğum zamanlar olur. Hastanede çok zaman geçirdi oğlum. Oğlumu alıp nöbete götürdüğüm günler oldu.  Onu hastanede bırakıp, ambulans ile hastayı Lefkoşa’ya götürdüğüm geceler de oldu. Bunlar ama benim hayatımın bir parçası.”

Unutamadığı ve onu en çok etkileyen vakasını soruyorum. Gözleri ağlamaya hazır, gözyaşları hemen kirpiklerinin ucunda… Uzakta oynayan oğluna kocaman bir gülümseme ile bakıyor ve titreyen sesiyle anlatmaya başlıyor.

“İhtisasının ikinci yılında çocuk kanser servisinde görevliydim. Lösemili bir hastam vardı ve tedavisinin ikinci gününde çok trajik bir biçimde kaybettik. İlk hasta kaybımdı. Çok etkilenmişti.  Çocuğu kucağıma aldım ve servisin ortasında dizlerimin üzerine çökerek bir saat ağladım. Hemşireler gelip çocuğu kucağımdan aldılar. Profesyonelce davranamadım. Diğer tedavi gören hastaların yanında öyle davranmamalıydım, ancak ertesi gün hata yaptığımı anladım. Profesyonel değildim. Duygularımla hareket etmiştim. İlk hasta kaybımdı ve hiç unutmadım, unutamadım.”

 

Tekrar dünyaya gelme şansı olsa yine bu coğrafyada doğmayı isteyen, adaya aşık bir kadına sorulabilecek en son soruyu soruyorum. Başka bir ülkede yaşamak ister misiniz?

“Ben adamı çok severim ve başka ülkeleri gezmek isteyebilirim ama Kıbrıs’ta yaşamayı seçerdim. Bizim adamızda koşullar zor olsa bile yine burada yaşamayı seçerim. Koşullarla mücadelemiz bizim tarih yazmamızı sağlıyor.”

 

“Başkalarının derdini dert edinen tek meslek bizimki. 24 saat devam eden bir mesleğimiz var.”

Alp büyüdüğünde hekim olsun ister misiniz? diye soruyorum gülümsüyor ve oğlunun üzerine dökülen makarnaları temizleyerek cevap veriyor.

Doktor olur mu bilmiyorum ama topluma, kendine hayırlı bir insan olmasını isterim. Ülke problemlerini ele alan, sorunlardan kaçmayan, dürüst, faydalı ve çalışkan bir insan olmasını istiyorum. ”

“Alp’e soruyorum doktor olmak ister misin?

Kesin bir şekilde “Hayır.” diyor. Annesine olan sevgi ve özlemini anlatıyor aslında söyledikleri. “Doktorlar çok hastaneye gidiyor, annem öğretmen olsun doktor yerine bana ders versin diyor.”

“Annem öğretmen olsun doktor yerine bana ders versin”

Annesi ile oynadıkları oyunları soruyorum Alp’e; “Çok oyun oynarız. Annem benimle oyun oynasın ve öğretmenim olsun…” diye tekrarlarken koşarak yanımızdan ayrılıp oynamaya devam ediyor.

 

Tüm annelerin en hassas olduğu konudur evlatlarının sağlığı. Alp’in sağlığı konusunda çocuk doktoru olmanız bir avantaj mı?

“Oğlumda henüz küçük bir bebekken sağlık sorunları yaşadık. Örneğin havale geçirdi. 2 kez kollarımın arasında nefessiz kaldı, kalbi durdu. Oğlumu tekrar hayata döndürmek içi çaba gösterdim. Beş kez nöbet geçirdi. Benim için bu büyük bir sınavdı. Ambulans ile acil servise gitti. Ambulanstasınız ve sedyede yatan sizin evladınız. Anneleri bu olaylardan sonra çok daha iyi anladım. Ateş ne demek bizzat yaşadım. Ateşliyken başında asker gibi nöbet bekledim. Eskiden anneleri bu kadar iyi anlayamazdım, oğlumla öğrendim. Empati kurarak hastalarınızı anlayabiliriz, ama anne olunca daha da iyi anladım.”

 

Nurçin İncirli sonrasında Alp ile bahçe suladıklarından, stres atmak için taş boyadığından ve ailesiyle vakit geçirmekten duyduğu mutluluğu anlatıyor. Bu arada oğluyla ilgilenmeye de devam ediyor. Bense daha fazla oğluyla geçirmek için kısıtlı olan zamanından bir dakikayı bile çalmak istemiyorum.

Alp bu arada masaya gelip içtiği ayranın içine pipet ile üfleyerek baloncuklar çıkarıyor. Anne ve oğul arasındaki sevgi beni de sarmalıyor. Alp “Anne bak!” diyerek ayrandan balonlar çıkarmaya devam ediyor…

Doktor olmanın zorluğu ile anne olmanın sorumluluğunu bu kadar iyi bir şekilde dengeleyen İncirli’ye büyük bir hayranlık duyuyorum. Narin ve incecik omuzlarında taşıdığı bu büyük yükün ülkemizdeki sistemin sağlanmasıyla hafiflemesini diliyorum.

Anne oğul onlar denizi izliyor, ben onların birbirine olan sevgisini…

 

Röpörtaj : Derya Atamer

 

Nurcin incirli1

 

 

Facebook Sayfamız