Time: 2:48

Doç. Dr. Düriye Deren Oygar

 

dr.deren oygar tip is

 

 

Doç. Dr. Düriye Deren Oygar, İç hastalıkları ve Nefroloji uzmanı. Öğretmen olan anne babanın ilk çocuğu olarak Limasol’da dünyaya gelmiş. Anneannesinin adı olan “Düriye” ilk adını kullanmayı çok seviyor.

Diyaliz hastaları ve yakınlarının çok yakından tanıdığı ve sevdiği bir isim. “Eğer bu topraklarda organ nakli yapılıyorsa onun sayesinde” demem hiç de yanlış olmaz.

Gülümsediğinde sanki dünya gülümsüyor, beni konuşmamızın sonunda kahkahalara boğuyor. Evde buzdolabının en üst rafında ne olduğunu hatırlar mı diye soruyorum, aynı anda gülüyoruz. Korkularını, asla vazgeçemeyeceği şeyleri soruyorum.  En çok da hayallerini merak ediyorum. Gerçekleşen hayalleri ile ilgili konuşurken ben onun için hayaller kuruyorum. Onunla ilgili kurduğum hayalleri sizinle paylaştığım için bana kızmayacağını umarak yazının sonuna saklıyorum.

 

Hayaliniz miydi doktor olmak?

 

Evet, hayalimdi. Dayım doktordu. Hasta insanlara yardım etmesi ve onun yardımsever kişiliği bizleri çocukluğumuzda etkiledi. Üç kardeşiz ve üçümüzde doktoruz.

 

Organ nakli ile ilgili ülkemizdeki çalışmaların öncüsü olan kişisiniz. Tarihe isminiz yazıldı.

 

Adaya 2004 Nisan ayında geldiğimde amacım, alanım ile ilgili yapabileceğim en iyi hizmeti yapmaktı. Her yeniliği takip etmeli ve kendimi yenileyerek hastalarıma bu yenilikleri sunmalıyım diye düşündüm. İlk geldiğimde, tüm bildiğim yenilikleri hastalarıma yansıtmak için çalışmaya başladım. Bu yenilikleri hastalarımız için yaparken hukuksal düzenlenmelerinde yapılması gerekiyor.  2009 yılında Avrupa Birliğine uyum yasaları çerçevesinde, organ nakli için Sağlık Bakanlığı hangi yasaları yapsın diye bir soru ortaya çıktı. Ülkemizdeki kadavralardan nakil yapılmasının mümkün değildi. Beyin ölümü gerçekleşen vericilerden organ naklinin yapılması için bir yasal düzeneğin olması gerekiyordu. Nefroloji bilimlerini daha iyi bir yere getirmek için çaba sarf ederken, kadavradan nakli yapılabilmesi benim için çok önemliydi. Böyle bir imkanla hastalarımın hayatı kurtulabilirdi ve ilk önce hukuksal düzenlemelerin yapılması gerekiyordu. Sonra ise hastanede pratikte uygulanması için çalışmalar yapılması gerekliydi ve yapıldı. Altı yıllık bir hukuksal mücadelenin ve hekimlik pratiği ile ilk naklimizi 2015 yılında gerçekleştirdik.

Ben ülkeme ne katabilirim, hastam için hangi yenilikleri hastanemize getirebilirim diye hep bakarım. Organ naklini bizim hastanemizde yapılmasıyla ben üzerime düşen görevi yaptım diye düşünüyorum. Bizim için en önemli şey bir hastanın her zaman yüzünü güldürmemiz mümkün değil, insanlara yapabildiğimiz çerçevede en iyi hizmeti verebilmektir. Ben eve gittiğimde “bu hasa için elimden gelenin en iyisini yaptım.” diyebildiğim için mutlu oluyorum.

Bu arada odasının kapısı çalınıyor, mesaisi çoktan bitmiş olduğu halde hasta yakınları, hastaları ile ilgili kendisine sorular soruyor. Hepsiyle tek tek bitmeyen bir enerji ile ilgileniyor. Düriye Deren, duruşu ve konuşması ile o kadar etkileyici ki, hastası olsaydım, kapısından girer girmez kendimi iyileşmiş hissederdim. Hastaları ile diyaloğunun çok iyi olduğunu söylüyorum.

 

Daha çok Deren lazım bu ülkeye

 

“Hastalarımla diyaloğum iyidir. İş yoğunluğu ve zamanımız az olduğundan, bazen hastanın hayatını kurtarabilmek, yada olan durumu stabilize etmek veya durumu daha iyiye çevirmek için konsantre olduğumuz zamanlar da diyalog kuramıyoruz. Keşke daha çok zamanımız olsa diyorum. Keşke onların her birine daha fazla zaman ayırabilsem.” diye anlatıyor. Hastalarından ve onların ailelerinden bahsederken ailesinden biriymiş gibi anlatmasını garipsemiyorum. Hayatını işine adamış, mesleği tüm hayatın kapsamış bu koca yürekli kadınla gurur duyuyorum. Daha çok Deren lazım bu ülkeye diye geçiriyorum içimden. Her yasa için 6 yıl gerekirse 16 yıl mücadele edecek, bizi dünya standartlarına taşıyacak asla vazgeçmeyen ve pes etmeyen daha çok Deren’lere ihtiyacımız var.

Hastalarına daha fazla zaman ayırmak istediğini anlatmaya devam ederken, kendisine ayıracak zamanı var mı acaba diye düşünüyorum. Hastaları ile olmadığında yine onlar için araştırma yapan, onlara dünyada uygulanan yenilikleri ayaklarına getirmek için çaba harcayan bir doktora “kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?” diye sormuyorum. Onun yerine stres ile nasıl baş ettiğini soruyorum.

“Eve gider ve piyano çalarım.  İlkokul ikiden beri piyano çalarım. Eski filmleri, ödüllü filmleri izlemek beni çok rahatlatır. Kitap okurum. Kitaplarla farklı bir dünyaya giderim.”

Onca başarısına rağmen mütevazi, tüm zorluklara tek başına karşı koyabilecek kadar güçlü, güldüğünde tüm dünyayı güldürebilecek kadar sevgi dolu bir kadın. Öylesine güçlü görünüyor ki bir an merakla soruyorum

 

Ağlar mısınız?

 

 

Geçen gün bir hastam geldi ve böbrek testleri yüksek olduğu için anjiyonun yapılmadığını söyledi. Yürüyemeyecek, ayakta duramayacak kadar ağrı içindeydi ve hastamızın kızı ile iki gün üst üste hasta hakkında konuştuk. Kalp ameliyatı olması ve ameliyatın gerekliliği hakkında konuştuk. Daha sonra kardiyoloji koridorunda aynı hastamın kızını gördüm. Beni görünce geldi bana sarıldı ve ağladı. O ağlayınca bende ağladım. Sarıldık ve ağladık. Hastalarımızla aile gibi oluyoruz.

Dayım Salih Miroğlu, 53 yaşında vefat etti ve her yıldönümüne gittiğimde hala ağlarım. Benim için çok özel bir insandı. Dosttu, arkadaştı, bizi çok iyi anlardı ve her sıkıntımızda bizim yanımızdaydı.

Dayısından bahsederken sesi değişiyor, gözleri doluyor, kirpiklerinin arkasındaki gözyaşlarını görüyorum.  Deren ağlamaktan korkmuyor, ama ben onun gibi güçlü bir kadını ağlarken görmekten  korkuyorum. Konuyu kapatıyorum. Dayısıyla ilgili son bir cümle kuruyor, buğulu gözleri gülüyor, beni de güldürüyor. Kurduğu cümlelerden O’nu ne kadar çok sevdiğini anlıyorum. O dayısıyla gurur duyuyor, bizler ve bizden sonraki nesiller ise Deren ile gurur duyacağız.

“Hala bana gelip, “Bakalım dayınız gibi bana yardımcı olabilecek misiniz?” diye gelen hastalarım var.

 

Korkularınız var mı?

 

“Yakınlarımı kaybetmekten çok korkarım. İlk üniversitedeyken izne geldiğimde anneannem saat çok geç diye göğüs ağrısı çektiği halde bizi uyandırmasın diye aramamıştı. Çok geç kaldığımız için O'nu kurtaramadık. Biz sırf uyanmayalım diye üç, dört saat boyunca ağrı çekmesi, bizi aramaması ve onu kaybetmemiz beni çok etkiledi. Aynı endişeyi şimdi ailem ile ilgili duyuyorum. Onlara geç kalmaktan korkarım.”

 

Panik Olur musunuz?

 

“Yakınlarım hastalandığında panik olmuyorum. Neler yapılacağını adım adım belirler ve ilerlerim. Ama sonucun %100 kötü olacağını bildiğim durumlarda ise çok yıpratıcı olabiliyor. İşle ilgili panik olmam. Geç kalmaktan panik olurum bazen. Ülkemiz ile ilgili toplumsa bir kaygımız var ve bireysel olarak bizlere yansıyor.”

 

Eve gidince başka bir Deren var mı?

 

“İntörn olduğumda anladım ki, bu bir yaşam biçimi. Hayatımla ilgili disiplinli davranırım ve kendimi iyi organize ederim.   12 yıl boyunca 24 saat 365 gün icapcıydım. 24 saat telefonum açıktı ve her an hastaneye gidebileceğimi bilerek geçirdim.”

Tek nefroloji uzmanı olarak 12 yıl boyunca çalıştığı dönemde yaz tatillerinde 5 günden daha fazla tatil yapmamış. Bir haftadan daha fazla ada dışında olduğunda vicdanı sızlamış. Geldiğinde hastalarını daha kötü görmemek için kronik hastalıklarını, diyaliz hastalarını uzun süre yalnız bırakmak istememiş. Tatil için adada olmadığı günleri ise eğitimlerle değerlendirmiş. Eğitim için gittiği ülkeleri gezmiş. Tatil yaparken bile aslında hastaları için çalışmış. Dünyanın her yerindeki eğitimlere gittim demek yerine pek çok dünya ülkesini gördüm diye anlatıyor. Tanıdığım en mütevazi insanlardan.

 

Lisede hayaliniz miydi nefroloji uzmanı olmak?

 

 

“Ben lisedeyken hep çocuk doktoru olmak isterdim. Altıncı sınıfta pediatri stajı yaparken intörnken bana Deniz ve Zeynep isimli iki hasta vermişlerdi. O çocukları stajın sonunda kaybettik. Onların kaybıyla, çocukların acı çekmesini ve ölmesini tolere edemeyeceğimi gördüm. Çocuk doktoru olmaktan vazgeçtim.”

Aradan 22 yıl geçmiş ama Deniz ve Zeynep dediği anda kirpiklerinin ardında parlayan gözyaşı tanelerini görebiliyorsunuz. Bu kadar güçlü ve böylesine sevgi dolu bir kadının 22 yıl öncesindeki iki çocuk için duyduğu acı, benim Deren’e duyduğum hayranlığı artırıyor. Onun gücünün kaynağının hastalarına olan sevgisi olduğunu anlıyorum.

 

Neden asla vazgeçmezsiniz?

 

“Disiplinli ve organize olmaktan vazgeçemem. Araştırmak ve öğrenmekten de vazgeçmem. Araştırmak öğrenmek ve bunları bir disiplin ve organizasyon içinde yapmak benim hayat şeklim. Eğer sonuç itibariyle yaptıklarıma rağmen başaramazsam hayal kırıklığına uğramam ve yine tekrar devam ederim. Bu defa başka bir yol denerim.”

 

En büyük hayaliniz ne diye soruyorum.

 

“Lisede hekim olmayı hayal ediyordum. Tıp Fakültesini bitirmek ve buraya gelmek ve doçent olmak hayalimdi. Hekim olarak adaya döndüğümde organ naklinin başlatılması gibi bir hayalim yoktu, yıllar içinde, sorunlar yaşadıkça yeni hayaller ediniyorum. Şimdi her geçen yıl hasta sayısı arttığı için yakında bize burası küçük gelecek. Diyaliz merkezini büyütmek gibi bir hayalim var. Acil hastalar için ayrı bir bölümün olduğu ya da organ nakli ile ilgili ayrı bir servisin olduğu bir hastane hayalini kuruyorum.”

Bu hayaller hastalarınız için sizin kişisel bir hayaliniz yok mu diyorum kahkahalarla gülüyor. Kendisi ile ilgili hiç hayali olmadığını Deren’de biliyor bende biliyorum.  Sonra Deren için hayal arıyoruz. Uzun bir süre hayalleri ile ilgili konuşuyoruz ama ona ait kişisel bir hayal bulamıyoruz.

Hayatının tümünü bilimsel çalışmalara ve mesleğine adamış bir yüz yıl sonra herkesin ismini bileceği hekimin hayalleri de tabi ki mesleği ile ilgili oluyor. O kurmuyor ama ben onunla ilgili hayaller kuruyorum.

Yanından ayrılırken, Deren’e söyleyemiyorum ama onu yanında iki kız çocuğu ile hayal ediyorum. Deren’in anne olmasını diliyorum. Hayalimde, kendisi gibi güçlü kadınlar yetiştirirken görüyorum onu. İkiz bebeklerine bakarken çok da mutlu görünüyor. En çok sevdiği patlıcanlı yemeklerden yapmış kızlarına. Kızlarının büyütürken hayal ediyorum Doç. Dr. Düriye Deren Oygar’ı…

 

Derya Atamer

Facebook Sayfamız