Time: 4:04

Basın Açıklamaları (17)

 

Guzelyurt aciklama

 

Bugün Temel Sağlık Hizmetleri Dairesi’ne bağlı Güzelyurt Sağlık Merkezi’nde 25 Ekim 2019 tarihinde bir grup hasta yakını tarafından görev başında darp edilen kamu sağlık çalışanlarına karşı yapılan bu şiddeti bir kez daha kınamak için toplandık.

Ülkemizde şiddet olayları demografik yapımızdaki değişikliklerle birlikte artma eğilimindedir.

Okulda öğretmene şiddet, hastanede doktor ve hemşireye şiddet, mahkemede savcıya şiddet ve en kötüsü ülkemizin her yerinde kadın ve çocuklarımız başta olmak üzere tüm insanlarımıza yönelik şiddet olayları her geçen gün artmaktadır.

1 Kasım 2018 tarihinde dönemin idaresi tarafından tüm alt yapı ve donanım eksikliklerine rağmen yetersiz sayıda kamu sağlık çalışanıyla 24 saat boyunca hizmete açılan Güzelyurt Sağlık Merkezi’nin eksiklikleri üzerinden geçen 1 yıla rağmen olması gereken şekilde giderilmemiştir.

Şu anda toplam 11 hekimin hizmet verdiği bu merkezde günübirlik tedaviler için 4 adet hasta yatağı bulunmakla birlikte;

  1. Acil müdahaleler için düzenlenen bölümün fiziki yapısı uygun değildir.
  2. Gece saat 12’den sonra kayıt personeli ve temizlik görevlisi bulunmamaktadır.
  3. Röntgen cihazı yoktur.
  4. Cihaz ve kit eksikliklerinden dolayı sadece bazı laboratuvar tetkikleri yani kan tahlilleri yapılabilmekte ve bunlar da sadece mesai saatlerinde yapılmaktadır. Mesai saatleri sonrasında hiçbir laboratuvar hizmeti verilememektedir.

Sonuç olarak uygun olmayan bir alt yapıda birçok alet, malzeme ve ilaç eksiklikleriyle hizmet sürdürülmeye çalışılmaktadır.

Tüm bu eksikliklere rağmen her geçen gün hizmet alan hasta sayısı artmaktadır.

24 saat hizmet veren bir kamu sağlık kuruluşunda yine 24 saat boyunca yeterli güvenliğin sağlanması ve polis bulundurulması gerekmektedir.

Güvenliğin sağlanması sadece sağlık çalışanları için değil, hizmet alan hastalarımız için de gereklidir.

Unutulmamalıdır ki kamu sağlık merkezlerimize başvuran vakaların bir kısmı alkol veya çeşitli uyuşturucu maddeler nedeniyle sağlık sorunları gelişen kişilerdir. Güvenliğin sağlanmadığı bir ortamda sağlıklı bir hizmet sunumu gerçekleşemeyeceği gibi farklı nedenlerle başvuran hastalarımızın da mağduriyet yaşaması kaçınılmaz olacaktır.

Bir kez daha soruyoruz. Güvenlik eksiklerini gidermek için hastaların veya çalışanların telafisi olmayan bir zarara uğraması mı gerekir?

Güvenli bir ortamda ulaşılabilir, nitelikli ve eşit kamusal sağlık hizmeti almak tüm yurttaşlarımızın hakkıdır.

Sayın Sağlık Bakanımıza bugün yanımızda olup haklı mücadelemizi desteklediği için teşekkür ederiz.

Bizler sağlıkta örgütlü sendikalar olarak ‘sağlıkta şiddete sıfır tolerans’ göstereceğimizi ve eksikliklerin giderilip uygun yasal düzenlemeler yapılması için mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna bir kez daha duyururuz.

İnanıyoruz ki bundan sonraki süreçte kamusal sağlık hizmetlerinin her açıdan niteliğinin artması için idare bizlerle iş birliği içerisinde gereken adımları atacaktır.

 

Teşekkür ederim.

 

Dr. Ahmet Varış

 

Başkan

 

 

basin aciklamasi tip is

 

 

Anayasamıza göre Sağlık Bakanlığı’nın temel görevi her vatandaşa ihtiyacına göre, ayrıcalıksız, uygun ve yeterli sağlık hizmeti götürmektir.  Ancak ülkemizdeki birçok alanda olduğu gibi ‘sağlık’ alanında da devlet politikaları oluşturulmamıştır. İnsanlarımız çağdaş bir ortamda nitelikli sağlık hizmeti almalıdır. Bakanlığın kurumsal kimliğini ortaya koyması, sağlık hizmetinin kaliteli sunumunu yapabilecek bir mekanizma oluşturması ve bunun sürdürülebilir olması gerekmektedir.

 

Gelen geçen hükümetler kamu sağlık merkezlerinde kadrolu hekim istihdamlarının yapılması ve idari kadroların atanması için Kamu Hizmeti Komisyonu(KHK)’ndan münhal talep etmekten kaçınmıştır. Kamusal sağlık hizmetleri güvencesiz çalıştırılan sözleşmeli hekimler eliyle sürdürülürken başhekimlik ve klinik şeflikleri gibi idari sorumluluk gerektiren hizmetler ise geçici görevlendirmelerle yürütülmeye çalışılmaktadır.

Hal böyle olunca zaten fiziki alt yapı, ilaç ve malzeme eksiklikleriyle sürdürülen kamusal sağlık hizmetlerindeki sorunlar daha fazla artmaktadır.

 

‘Tabiplik Hizmetleri Sınav Tüzüğü’ndeki aksaklıkların giderilip objektif kriterler içeren yeni bir tüzük oluşturulması için sendikamızın hazırladığı değişiklik önerileri yıllardır idareler tarafından göz ardı edilmektedir.

Gazi Mağusa Devlet Hastanesi’nde yaşanan başhekimlik krizi kamu sağlık çalışanlarının iş barışının bozulmasına neden olmakta ve bununla birlikte sağlık hizmetlerinin sunumunu da aksatmaktadır. 28 Ocak 2019 tarihinde Gazi Mağusa Devlet Hastanesi Başhekimliği görevine KHK tarafından Yataklı Tedavi Kurumları Dairesi Başhekimi vekaleten görevlendirilmiştir. 17 Ekim 2019 tarihinde ise Sağlık Bakanlığı tarafından aynı idari kadro için Hastane Başhekim Yardımcısı görevlendirilmiştir. Diğer bir deyişle 2 farklı meslektaşlarımız Gazi Mağusa Devlet Hastanesi Başhekimliği görevini yürütmekte ve bundan dolayı yetki karmaşası yaşanmaktadır.

Ülkemizin ikinci büyük devlet hastanesi için KHK tarafından münhal ilan edilen başhekimlik kadrosuyla ilgili yazılı yarışma sınavı yapılmış ancak sözlü yarışma sınavı henüz gerçekleştirilmemiştir. KHK’nın yürürlükteki sınav tüzüğüne uygun şekilde ve yine komisyonun eski uygulamalarında yaptığı gibi yazılı yarışma sınavına katılan tüm hekimleri sözlü yarışma sınavına alıp başhekimlik atama sürecini adil bir şekilde ivedilikle tamamlamasını bekliyoruz.

Bizler Kıbrıs Türk Kamu Hekimleri olarak kısır tartışmalardan uzak, huzurlu bir ortamda nitelikli kamusal sağlık hizmeti sunumu yapmak istiyoruz.

 

Kamu sağlık merkezlerimizin gerek hizmet verecek hekim ve hekim dışı sağlık personeli yönünden gerekse alt yapı, ilaç ve malzeme yönünden tüm eksikliklerin giderilmesi için sendikal mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna duyururuz.

 

Saygılarımızla

 

Yönetim Kurulu(a)

 

Dr. Ahmet Varış

 

Başkan

 

 

Reanimasyon (yeniden canlandırma) ünteleri veya diğer bir deyişle yoğun bakım üniteleri dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de kritik hasta takip ve tedavilerinin yapıldığı, organ yetmezliklerinin düzeltildiği kısacası hastaların yeniden canlandırıldığı birimlerdir.

Bundan dolayı yoğun bakım üniteleri bulundukları hastanelerin ve dahil oldukları sağlık sisteminin kalitesini gösterir.

 

Ülkemizde sağlık sisteminin amiral gemisi olan Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi bünyesindeki mevcut Genel Yoğun Bakım ve Nöroloji Yoğun Bakım üniteleri uzun süreden beri devam eden hemşire ve yardımcı sağlık personeli eksikleri ile mücadele etmektedir.

 

Dünya standartları, yoğun bakımda tedavi görmekte olan her iki hastaya bir hemşire bakacak şekilde düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile verilen sağlık hizmetinin kalitesinin artırılması ve hastaya azami yarar sağlanması hedeflenir. Malesef ülkemizde son bir buçuk yılda farklı gerekçeler ile yoğun bakımlarda çalışan tecrübeli hemşireler farklı birimlere nakledilmiş ve yerlerine yenileri görevlendirilmemiştir. Azalan hemşire sayısı mevcut yatak kapasitesine göre yetersiz kalmış, her iki yoğun bakımda da ikişer yatak kapatılmasına neden olmuştur.

 

Azalan yatak kapasitesi, yüksek risk grubunda olup da ameliyat sonrası yoğun bakımda takip edilmesi gereken hastaların ameliyatlarının ertelenmesine, yoğun bakımda tedavi görmesi gereken hastaların özel merkezlere sevk edilmesine neden olmaktadır. Ülkemizin ekonomik zorluklar içinde olduğu bugünlerde yapılan sevkler devlet bütçesine yük olmaktadır. 2019 yılı sağlık bütçesinde sevkler için ayrılan pay 100 Milyon Türk Lirası’dır oysaki iki yıl önce inşaatı tamamlanan Onkoloji Merkezi’nin maliyeti 19 Milyon Türk lirasıdır. Zaten kısıtlı olan sağlık bütçesinin kamu hastanelerindeki altyapı, ilaç ve alet eksikliklerinin giderilmesi ve kamusal sağlık sunumunun niteliğinin artırılması için kullanılması gerekirken sevklere harcanmaktadır.

 

Unutulmamalıdır ki hepimiz bir gün trafik kazası, kalp krizi veya beyin kanaması sonucu yoğun bakımda tedavi görmeye ihtiyaç duyabiliriz. Bu yüzden yoğun bakımlarımızın sorunları sadece sağlık çalışanlarının sorunu değil ülke sınırları içerisinde yaşayan herkesin sorunudur.

 

Daha önce defalarca uyarmamıza rağmen hemşire eksikliklerimiz olması gereken şekilde giderilmemiştir. Devlet eliyle kamu sağlık merkezlerimizin  zayıflatılması ve yoğun bakımlarımızın çökertilmesine izin vermeyeceğimizi kamuoyuna bir kez daha duyururuz.

 

Saygılarımızla

 

Dr. Şükrü Onbaşı                                                         Dr. Ahmet Varış

Yönetim Kurulu Üyesi                                                      Başkan

 

Kadına yönelik şiddet, ulusal ve uluslararası tüm girişimlere rağmen, coğrafi sınır, ekonomik gelişmişlik ve öğretim düzeyine bakılmaksızın tüm dünyada ve kültürlerde yaygın olarak görülen evrensel bir sorundur.

 

Dünya Sağlık Örgütü, Kadına Yönelik Şiddeti; “Cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarlarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranış” şeklinde tanımlamış, bu tanıma daha sonra ekonomik ihtiyaçlardan yoksun bırakarak uygulanan ekonomik şiddeti de dahil etmiştir.  

25 Kasım’ın, ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ olarak ilan edilmesinin üstünden 19 yıl geçmesine rağmen ne yazık ki dünyada ve özellikle ülkemizde kadına yönelik yapılan gerek psikolojik gerekse fiziksel şiddet artarak devam etmektedir. 

Yapılan araştırmalarda kadınların %70’inin yaşamları boyunca fiziksel veya cinsel şiddet gördüklerini ortaya konmuştur. Ülkemizde 2001 yılında yapılan bir araştırmada, araştırmaya katılan kadınların  %73'ü hakaret, tehdit edilme, küçümsenme gibi psikolojik şiddete maruz kaldığını, % 64'ü ise vurma, tokat, itme gibi fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtmişlerdir. Psikolojik ve fiziksel şiddetin yanı sıra, araştırmaya katılan kadınların  %4'ü en az bir defa tecavüze uğradığını, bunlardan  %19.7'si kocası, % 6.9'u bir aile üyesi tarafından tecavüze uğradığını ifade etmişlerdir.

 

2017’den 2018 Ekim’e kadar 608 kadının şiddet mağduru olduğu resmi kayıtlara geçerken Sosyal Hizmetler Dairesi’ndeki resmi verilere göre; Ocak ile Eylül ayları arasında şiddet gördüğü gerekçesiyle 205 kadının polise başvurduğu, 16 kadının ise; Alo 183 Sosyal Hizmetler Hattı’na ‘şiddet ihbarı’ yaptığı kaydedilmiştir.

Son 2 yılda 50 kadın, 48 çocuk Lefkoşa Türk Belediyesi Kadın Sığınma Evi’ne yerleştirilmiştir. Bunların dışında 32 kadına da dışarıdan destek sağlanmıştır.

Tüm bu insan hakkı ihlalleri içerisinde ise en korkuncu 'yaşama hakkına 'yapılan saldırıdır.

Ülkemizde 2011-2016 yılları arasında 5 kadın cinayeti gerçekleşken, son 2 yılda 8 kadın cinayeti yaşanmıştır.

Ülkede her geçen gün artan şiddet olaylarının en baştaki nedeni kontrolsüz nüfus artışıdır.

Yakın coğrafyamızda bulunan tüm ülkeler içerisinde Sudan dışında vize gerektirmeden girilebilen tek devlet olmamızın bir sonucu olarak kontrolsüz nüfus artışının yaşanması Birleşmiş Milletler raporlarında da yer almaktadır. Bu durum yurttaşlarımızın güvenliğini tehdit etmekte ve tüm bireyler için şiddet riskini artırmaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyine giriş-çıkışlar kontrol altına alınmadığı ve denetimler gerçek anlamda yapılmadığı takdirde ülkemizdeki güvenlik sorunun artacağından endişe duyuyoruz.

Kadına yönelik şiddet önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Bir toplumun sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde gelişebilmesi, ilerleyebilmesi ve gerçek anlamda çağdaş bir profile sahip olabilmesi için tüm bireylerin sağlığının geliştirilmesi gerekmektedir. Özellikle toplumun temel taşlarının başında gelen aile kurumunu korumaya yönelik yasal mevzuatlardaki eksikliklerin giderilmesi sosyal devletin gereği olmanın yanı sıra toplumun geleceği açısından da büyük önem taşımaktadır.

Şiddet nedeniyle bir kadının yaşamını yitirmesi devletin sorumluluğudur.

 

Toplumun tüm kesimlerine yönelik şiddet olayların önlenmesi için yasalardaki eksiklikler giderilmeli,Kadınların sağlık hizmetine daha kolay erişimi sağlanmalı,Şiddet mağduru kadınların korunması ve rehabilite edilmesi için hayati önemi olan sığınma evlerinin sayısı ülkemizdeki nüfus göz önünde bulundurularak artırılmalı,Şiddete uğrayan kadınlar için yeterli danışmanlık hizmeti, psikolojik ve tıbbi destek sağlanmalı ve sivil toplum örgütleriyle birlikte toplumsal eğitim çalışmaları yapılmalıdır.

Kadının cinsel, fiziksel ve psikolojik bütünlüğü dokunulmazdır.

 

Kıbrıs Türk Kamu Hekimleri olarak şiddetin/istismarın her türlüsüne karşı olduğumuzu, hekimlik mesleğinin gereği sağlıklı ve mutlu bir toplum yaratılması amacıyla hareket ettiğimizi bir kez daha hatırlatır; tüm dünyada ve ülkemizdeki bireylerin insan onuruna yakışır, sömürünün olmadığı, eşit ve özgür bir düzende yaşayacağı günler görmesini dileriz.

 

Saygılarımla

 

Tıp-İş Yönetim Kurulu (a)

 

Dr. Ahmet Varış

Başkan

 

 

Çocuk Hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu; eğitim, sağlık, yaşama, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının tümünü tanımlamakta kullanılan evrensel bir kavramdır.

 

Çocukların erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranışsal ve psikolojik özelliklerinin olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin yerleşmesi, çocukların bakımının toplumsal bir görev olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerektiği düşüncesi, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi’nde tanımlanmaktadır.

 

Ülkemizde çocukların temel hakları ve ihtiyaçlarına önem verilmekle birlikte çözüm bulunamayan çok sayıda sorunun olduğu da bir gerçektir. Onlarca öğretmen ve temel alt yapı eksiklikleriyle açılan okullar ülkemizdeki çocukların uygun ortamda ve kalitede eğitim alamamasına neden olmaktadır.

 

Kıbrıs’ın kuzeyinde gerçek nüfus bilinmediği ve sosyal devletin bir diğer önemli öğesi olan sağlık sistemine yeterli yatırım yapılmadığı için kamu sağlık merkezlerindeki ilaç, alt yapı ve personel eksiklikleri her geçen gün artmaktadır. Bu durum başta çocuklarımız olmak üzere toplumuzdaki tüm bireylerin eşit şekilde, nitelikli kamusal sağlık hizmetine ulaşamamasına neden olmaktadır. Unutulmamalıdır ki ‘sağlık bir maliyet değil bir yatırımdır.’

Dünyanın birçok yerinde var olan insan hakları ihlalleri, çocuk boyutunda daha geniş kapsamlı ve büyüyerek, müdahale edilmesi daha zor bir şekilde yer almaktadır.

 

Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen bir yetişkin, toplum veya ülke tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan davranışlar çocuk istismarı olarak kabul edilir. Bir davranışın çocuk istismarı olarak tanımlanması için mutlaka çocuk tarafından algılanması veya yetişkin tarafından bilinçli olarak yapılması şart değildir.

 

Dünyada ve ülkemizde hem sosyal bir sorun hem de önemli bir halk sağlığı sorunu olan kadınlara yönelik şiddet ve çocuk istismarı olgularının son yıllarda giderek artış göstermesinden üzüntü duyuyoruz.

Kamusal alanlar başta olmak üzere ülkenin her yerinde çocukların yararı gözetilerek gerekli uygulamalar yapılmalıdır.  Her devlet çocukların yaşaması ve gelişmesi için azami çabayı göstermelidir. Devlet,  çocukların aile bireyleri dahil herhangi bir kişi tarafından bedensel veya zihinsel saldırıya uğramaması,  şiddet görmemesi, istismar ve kötü muameleye karşı korunması için yasal, idari, toplumsal ve eğitsel yönlerden bütün önlemleri almalıdır.

İdare, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilkelerini ülkemizin hukuk yapısına uyarlamalı ve hayatın her alanında çocuk haklarını savunmak için gereken özen gösterilmelidir. Özetle idari ve toplumsal düzeyde çocukları bedensel ve ruhsal yönden yaralayacak hiçbir yaklaşıma izin verilmemelidir.

 

Kıbrıs Türk Kamu Hekimleri olarak şiddetin her türlüsüne karşı olduğumuzu bir kez daha kamuoyuna duyururuz.

 

Dünyada ve ülkemizde yaşayan tüm çocukların insanlık onuruna yakışır, barış içinde geçireceği güzel günler görmesini diler  ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’nü kutlarız.

 

Saygılarımla

 

Dr. Ahmet Varış

Başkan

 

Hastanelerin altyapısı için yurttaşlardan toplanan para  özel sektöre aktarılmaya çalışılıyor.

 

Sendikamızın tüm uyarılarına rağmen ülkemizde yıllardır kamu sağlık hizmetlerine yeterli yatırım (personel, alt yapı, fiziki koşullar) yapılmadığından hizmetlerde zaman zaman yetersizlik, kalite ve güvenlik sorunu yaşanmaktadır.

 

Göreve 5 ay önce gelen Sağlık Bakanı Sayın Filiz Besim ile yaptığımız mükerrer toplantılarda sayın bakan mali kaynaklardaki yetersizliklerden bahsederek eksikliklerin giderilmesinin ancak zaman içinde olabileceğini söylemiş, kapsamlı  iyileştirmeler ötelenmiştir.

 

Alt yapı ve fiziki koşullarla ilgili açılım beklenirken Sayın Besim geçtiğimiz günlerde sağlıkla ilgili bir takım hedeflerden söz etti.

Sigortacılık literatürüne katkıda bulunarak  “Kısmi Genel Sağlık Sigortası” olarak tanımladığı bir açılımı kamuoyunun bilgisine getirdi. Bu açılımı da yaparken ‘hastanelerin inşaatı ve teçhizatının sağlanması amacıyla’ kamu sağlık merkezlerine başvuran hastalardan 8/2012 sayılı Sağlık Fonu Yasası uyarınca alınan katkı paylarını bazı özel sağlık kuruluşlarına aktarmayı tarif etti. Sayın bakanın, kamu sağlık merkezlerinin güçlendirilmesi amacıyla kamu sağlık merkezlerindeki muayene, tetkik ve tedavi giderleri için hastanelere başvuran bireylerden tahsil edilen paraların ‘yasada tanımlanan amaçlara aykırı olarak’ kamu sağlık merkezlerinde bu kadar eksiklikler varken ‘özel sağlık kuruluşlarına’ ödeme girişimini hangi niyetle ve hangi yasal mevzuata uygun olarak yapmayı planladığını kamuoyuna açıklamasını beklemekteyiz.

 

Sayın Sağlık Bakanı’nın yasaların kendisine verdiği yetkiler doğrultusunda yıllardır Sosyal Sigortalar Kurumu’nun kamu hastanelerine olan sağlıkla ilgili borçlarını tahsil edip ülkemizde sağlık hizmetlerinin yürütücü motoru olan kamu sağlık merkezlerinin alt yapısını güçlendirme görevini yerine getirmemesi bir yana; kamu sağlık merkezlerinin geliştirilmesi amacıyla kurulan Sağlık Fonu’na yurttaşların cebinden ödenen paraları bazı özel sağlık kuruluşlarına aktarma girişimi kabul edilemez.

 

Hekimine ulaşmak bir hasta hakkıyken, 24 saat boyunca modern olanaklarla mesleğini yapmak da bir hekim hakkıdır. Kamu hekimlerinin mevcut yasal mevzuatlara göre 24 saat boyunca hekimlik yapma hakkı vardır. Bu hakkın kullanımın ‘Anayasa’nın eşitlik ilkesine uygun olacak şekilde’ tüm kamu hekim camiasına eş zamanlı olarak idarenin sağlayacağı modern alt yapı ve teçhizatlarla, bütünlükçü bir düzenlemeyle birlikte uygulanması için bakanlığın üzerine düşen iyileştirmeleri yapması ve eksiklikleri gidermesini talep ederiz.

 

Kamu sağlık merkezlerinin alt yapı ve personel eksiklikleriyle ilgili gerçek anlamda iyileştirme çalışmaları başlatılmadığı ve hekimlik mesleğinin doğasına uygun çağdaş ülkelerdekine benzer yasal düzenlemeler için Sendikamızla görüşülüp takvimlendirme yapılmadığı takdirde Genişletilmiş Yönetim Kurulu’muzun aldığı kararlar doğrultusunda ‘Eylem Komitesi’ni oluşturulup sendikal mücadelemizi yükselteceğimizi kamuoyuna duyururuz.

 

Saygılarımla,

 

Dr. Ahmet Varış

Başkan

 

Güvenlik eksiklerini gidermek için hastaların veya çalışanların telafisi olmayan bir zarara uğraması mı gerekir?

 

Daha neyi bekliyorsunuz?

 

Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artış gösteren şiddet, bir halk sağlığı sorunudur ve meydana gelme sıklığının giderek artmaktadır.

Daha önce de açıklamış olduğumuz gibi, hastaneler, belki de hastalar ve sağlık çalışanları için riskli ve tehlikeli birer ortama dönüşmektedir. Tüm bunlar yaşanırken, sağlık çalışanları ve hizmet almayı bekleyen hastalar kendini güvende hissetmemektedir.

 

Çeşitli kereler talepte bulunmamıza rağmen Girne, Cengiz Topel ve Barış Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanelerinde 24 saat boyunca kesintisiz polis hizmeti olmadığı gibi hala hiçbir kamu sağlık merkezinde yeterli sayıda özel güvenlik görevlisi istihdamı da yapılmamıştır.

 

Kamu sağlık merkezlerimizle ilgili güvenlik zaafiyetini ortaya koymak için yaptığımız basın açıklamasının üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen idare tarafından hiçbir iyileştirme çalışması başlatılmamıştır. 15 Temmuz 2018 tarihinde Akdoğan Sağlık Ocağı’nda görevli sağlık çalışanlarının darp edilmesinden büyük üzüntü duyuyoruz.

 

İdareye bir kez daha soruyoruz. Kamu sağlık merkezlerinin güvenlik eksiklerini gidermek ve gerekli yasal düzenlemeleri yapmak için hizmet veren kamu sağlık çalışanlarının veya hizmet alan hastaların telafisi olmayan bir zarara uğraması mı gerekir ?

 

Ülkemiz gerçeklerine uygun yasal düzenlemelerle birlikte kamu sağlık merkezlerimizin eksikliklerini gidermek için daha neyi bekliyorsunuz?

 

Sağlıkta tasarruf olmaz. Güvenli bir ortamda, ulaşılabilir, nitelikli sağlık hizmeti almak herkesin hakkıdır.

 

Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası olarak kamusal sağlık hizmet sunumunun huzurlu ve güvenli bir ortamda yapılması için gereken önlemlerin alınması konusunda tüm yetkilileri bir kez daha uyarıyoruz. 

 

 

Saygılarımla

 

Dr. Ahmet Varış

Başkan

 

Kritik hastaların tedavilerinde ciddi sorunlar yaşanabilir.

 

İnsan haklarının tıp alanındaki uzantısı olan hasta haklarının uygulanmasında ve geliştirilmesinde hekimlerin önemli görev ve sorumlulukları bulunmakla beraber bu hakkın sağlanmasında tüm sağlık sisteminin yükümlülüğü vardır. Sağlık bir insan hakkıdır ve yurttaşların sağlık hakkını kısıtlayan hiçbir ekonomik ve/veya politik uygulama kabul edilemez.

 

Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi, yoğun bakım ünitelerinde kesintisiz hekim hizmetinin verildiği ülkemizdeki yegane sağlık kurumudur. Sendikamızın tüm uyarılarına rağmen en kritik sağlık hizmetlerinin verildiği yoğun bakım servislerinin eksiklikleri giderilmemiştir. Sağlık ertelenemez olduğundan yapılması gerekenlerin seçim sonrasına ötelenmesi kabul edilemez. Her yoğun bakımda bulunması gereken yardımcı sağlık personeli (portör eleman) olmayışı, zaten sayıca yetersiz ve iş yükü fazla olan hemşirelerin iş yükünü daha da artırmakta, hizmeti verenler kadar alanlar açısından da güvensiz bir durum oluşturmaktadır.

 

Yapılan bilimsel çalışmalarda; sağlık personelinin iş yükünün fazla, çalışan personel sayısının az, çalışma sürelerinin uzun, nöbet sıklığının fazla olmasının, sağlık personeline görev dışı işlerin yüklenmesinin, stres ve yorgunluk faktörlerinin ve sağlık personelindeki tükenmişlik duygusunun hizmet kalitesini belirgin şekilde düşürdüğü gösterilmiştir.

Mevcut alt yapı şartları ve hemşire/yardımcı personel sayısıyla toplamda sadece 10 yatağın bilimsel ölçütlere uygun hizmet verebilecek kapasitede olmasından dolayı 1 Haziran 2018 tarihinden itibaren yoğun bakımlarımızdaki yatak sayısı 16’dan 10’a azaltılmış ve yoğun bakım ihtiyacı olan hastaların bir kısmı anlaşmalı hastanelere sevk edilmeye başlanmıştır. Sendikamızın söz konusu kararı almasındaki amacı hastalarımızın güvenli sağlık hizmeti alabilmelerini sağlamaktır.

Kamunun mali kaynaklarının dış merkezlerde maliyeti yüksek olan yoğun bakım tedavilerine harcanması yerine, idarenin akılcı politikalarla kamu sağlık merkezlerindeki alt yapı eksikliklerini giderip yeterli personel istihdamlarını yapması gereklidir.

 

Ayrıca unutulmamalıdır ki yurttaşların sağlık sorunlarında son nokta olan kamu sağlık merkezlerimizdeki alt yapı şartlarının çağımızın gerekliliklerine uygun şekilde düzenlenmemesi halinde, kritik hastaların tedavilerinde ciddi sorunların yaşanacağı günler yakındır.

 

Nitelikli yoğun bakım hizmeti verebilmemiz için;

 

  1. Günün her saatinde, serviste her 2 yoğun bakım yatağına en az 1 hemşire sağlanması
  2. Günün her saatinde, serviste her 5 yoğun bakım yatağına en az 1 yardımcı sağlık personeli sağlanması
  3. Yoğun bakım ünitelerinin fiziki şartlarının (havalandırma, ışıklandırma, konumu vs…) iyileştirilmesi
  4. Yoğun bakıma giriş çıkışlarda yaşanan güvenlik zaafiyetinin giderilmesi
  5. Yoğun bakım hizmetlerinin standardizasyonu ile ilgili yönetmelik hazırlanması
  6. Kamu ve özel hastanelerdeki tüm yoğun bakımların bu standartlar dahilinde denetlenmesi gerekmektedir.

İdareye bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Kamu sağlık merkezlerimizin tüm eksikliklerini modern ölçütlerde tamamlayın. İnsan hayatının ve toplum sağlığının seçim yasaklarından etkilenmeyeceği çalışmaları yapın. Sağlık hizmetleri ertelenemez.

 

Dr. Ahmet Varış

Başkan

 

 

Yaşam hakkı, çocukların hak sahibi, eşit, özgür ve onurlu birer birey olarak, barış içerisinde, iyi ve mutlu bir yaşam sürmesi için gerekli olan sağlık, sosyal hizmet, sosyal yardım, eğitim ve adalet alanlarının bütüncül bir biçimde ve çocuk merkezli olarak yapılandırılmasını gerektirir. Yaşam hakkı, temel hakların gerçekleşmesi için ön koşuldur. Ancak görülmektedir ki diğer hakların gerçekleşmesi de yaşama hakkını doğrudan etkilemektedir.

 

KKTC Anayasası’na göre herkes hayat ve vücut bütünlüğü hakkına sahiptir.

 

Aile ise toplumun temelidir. Devlet ve diğer kamu tüzel kişiler ananın ve çocuğun korunması için gerekli önlemleri alır ve örgütleri kurar. Aynı zamanda devlet herkesin beden ve ruh sağılığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla ödevlidir.

Ruh sağlığı sorunları bulunan bireylerin durumlarını, işlevlerini ve iyilik hallerini geliştirmek, ailelerine destek vermek devletin görevidir.

Çocuk hakları sözleşmesi içeriğinde çocuklar korunması gereken varlıklar değil özel hakları olan bireyler olarak ele alınmaktadır.

Ülkemizde son yıllarda giderek artan; toplumuzun dokusuna uygun olmayan çocuk istismarları ve cinayetleri nedeniyle Kıbrıs Türk Kamu Hekimleri olarak derin üzüntü duyuyoruz.

 

Devletin yetkili organlarının toplumun hem fiziksel hem de ruh sağılığını korumaya yönelik gerekli tedbirleri ivedilikle alması gerekmektedir.

İnsanoğlunun doğumundan ölümüne kadar hayatının her evresinde yanında olan ve şiddet olaylarından mağdur olan tüm bireylerle ilk temas eden meslek grubu olarak devletin ve toplumun tüm kesimlerinin bu sorunların çözümüyle ilgili çaba sarf etmesi gerektiği kanısındayız.

Devlet yetkililerini günübirlik çözümlerle sorunları öteleme alışkanlıklarından vazgeçip sorumluk bilinciyle gereken politikaları belirlemesi konusunda göreve çağırıyoruz.

 

Saygılarımla

 

Dr. Ahmet Varış

Başkan

 

 

 

Ülkemizde devlet eliyle yürütülen, hekimliği itibarsızlaştırma, hekim emeğini değersizleştirme, sağlık sistemindeki sorunların günahını hekimlerin ve kamu sağlık çalışanlarının boynuna asma ve hekimleri hedef gösterme politikaları sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin en önemli nedenidir. Az ve ucuz iş gücü ile çok hizmet hedeflemenin sonucu olarak hasta memnuniyetsizliği ve şiddet karşımıza çıkmaktadır.

Kıbrıs sorunu kadar eski olan sağlık sistemindeki yasal düzenleme ve alt yapı eksiklikleriyle birlikte az hekimle çok iş yaklaşımı bizleri iyi hekimlik ortamından uzaklaştırmaktadır.

 

Belediye seçimlerinin de yaklaşmasıyla birlikte yine göz önünde bulunmaya çalışan bazı çevreler, 4 yıldır tanısı olup tedavi alan, daha sonra atak geçirip Mağusa Devlet Hastanesi Acil Servisi’nde ilk müdahalesi yapıldıktan sonra gözetim altında tutulurken kendi isteğiyle hastaneden ayrılan hasta bir vatandaşımız üzerinden bile prim yapmaya çalışmaktadır. Bu durum ülkemizde siyasetin geldiği nokta açısından kaygı vericidir.

 

Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası olarak ülkemizdeki hasta hakları ve nitelikli kamusal sağlık hizmetlerinin sunumun sağlanması için verdiğimiz mücadelemizin yanı sıra, bundan sonraki süreçte başta Mağusa Devlet Hastanesi’nde bir meslektaşımıza yönelik asılsız itham ve söylemlerde bulunan bazı kişiler olmak üzere, kamu hekimlerini itibarsızlaştırmaya yönelik yaklaşımlar sergileyen tüm kesimlerle ilgili gerekli cezai işlemlerin yapılması için yasal yollara başvuracağımızı kamuoyuna duyururuz.

 

Saygılarımızla

 

Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası

Yönetim Kurulu

Sayfa 1 / 2

Facebook Sayfamız